bu gece bir gün daha yaşlanıyorum öyle halet-i ruhiye içindeyimki varlığım benliğime bile yetmiyor. çevremdekiler neyseleysin beni, seni gözlerimin içinde göremedikleri zaman bir hiç oluyorum. biliyorlar sensiz koca bir sıfırdan ibaret olduğumu, beni herkesten uzaklaştıran o koca çemberin içinde olduğumu… gözlerimde silinmese suretin, bu çiçeğin yeniden filizlenmesine şahit olsa tüm dünya önce belleğim… sonu ölümde olsa seni bir kez olsun görebilmek için vermez miyim canımı? ve sonra ölüme giderken hatıra bırakmazmıydım sanıyorsun sana aşkla bakan gözlerimi? her nefes alışımda biraz daha yaklaşıyorum ölüme. çünkü sensiz çektiğim her nefes bir yanımı çürütüyor biliyorum. köreltiyor her yanımı hissizleşiyorum! her geçen saniye çürüyorum ama ölmüyorum inatla! o boktan canımı seni bir kez daha görmeye saklıyorum…

incubus…

en yukarısı

29-Haz-2008

en yukarısı

dışardayım. kimsenin olmadığı bi yerde. arkamda güçsüz, loş bi ışık. bankın üzerine uzanmış yatıyorum. gözüm yukarda. yukarısı neresi bilmiyorum ama. çok yukarısı. ama orda ne var biliyorum.

sen varsın. ben varım. ve bizim gibi kaybedilenler var. bizim gibi kaybedenler. sevgilerini, sevgililerini, nefeslerini, hislerini..

hani herkes orada olacak derler. bilmiyolar. bildiklerini zannediyolar sadece. zaten herkes orada .. herkes orada kaybettiği şeyleri; sevgilerini, sevgililerini, nefeslerini, hislerini ve hatta kendilerini arıyor ..
kaybedilmiş güzelliklerin ardında bi yer orası. güzelliklerin kaybedilmiş olanları orada. ve artık güzel değiller. peki değer mi ? değer mi yeniden aramaya.

değer. onlarca kez değer. binlerce kez değer.

verdiğin nefesi tekrar almaya değiyosa. buna da değer. bi farkları mı var ki ?!!

sensiz!

20-Haz-2008

yoksun birşeyler eksiksensiz!
hayat anlamım yitik
hani ölüme beraber gidecektik?
ölüyorum burada
sensiz! kimsesiz
zaten hiç olamadım eksiksiz!
elbet bir gün gelecek
bu sensizliğime kader gülecek
keşke hiç olmasaydı ellerin
çocuksu atmasaydı yüreğim
şimdi beni böyle çaresiz
yapayalnız bırakma sevgilim!
                                              incubus…

biz…

13-Haz-2008

biz...müziğe kulak veriyorum, dinliyorum. bana seni anlatıyor… yaşananları bu kadar net nasıl anlatabiliyor merak ediyorum? çok uzun zaman önce yazılmış bu şarkı bizi bu kadar iyi nasıl tanımlayabiliyor? bir sorun var burda! bizi benden iyi kimse anlatamaz! diye düşünen ben bu şekilde nasıl yanılabiliyorum. bu “biz”den sadece bir tane olmalı onu da ben anlatmalıydım. farklı olmalıydı. içimdeki şehvetle yazılarımı kaleme dökmeli, “biz”in mutluluğuyla insanları hayrete düşürmeli, kıskandırmalıydım. ama değil! bizimde farkımız olmadı bir çokları gibi ve olmadı masallardaki gibi! oysa ne kadar inanmıştık masallara, her gece birbirimizin beynine enjekte ettiğimiz “pollyanna”lara. efsane olamadık! sıradanlaştı hep farklı olduğuna inandığımız “biz”. farklı değildik işte! milyonlarca “biz”den biriydik. yine kötü olan, olumsuz olan baskın çıkıyor, yakıyor! yıkıyordu. hayat gibi! kaybetmek için yaratılmış milyonlarca “biz”den biriydik. bir elin parmağını geçmeyenlerden olamadık. bu şarkıları senin gibi, benim gibi birçok kaybeden “biz”ler yazıyordu. en iyisi yaşamamaktı. sonucunu bildiğin bir oyun insanı ne kadar heycanlandırabilir ki? madem kader dediğimiz şey hiç değişmeyecek! bir gün yüzüme gülmeyecek! o zaman zorlamanın ne anlamı var ki? yoruyor, sıkıyor beni bu durum. kabul olmayacak duaya amin demenin ne anlamı var ki? bitiyor gücüm, dinmiyor sancım. yok oluyor umutlarım, körermişcesine. bende yitip gidiyorum milyonlarca “biz” üyesi gibi… bu da benim yazdığım şarkı olacak. kimbilir kaç kişi bu şarkı beni anlatıyor, “biz”i anlatıyor diyecek?
incubus…

bekliyorum…

9-Haz-2008

                          the_wait_by_harlanm1.jpg
bekliyorum… bekliyorum gelmeni her zamanki yerde. yanımda her zaman içkim sigaram. eksik etmiyorum onları, geldiğinde ikram edeyim istiyorum. denize dalmış seni bekliyorum. uzaklara bakıyorum, her iskeleye yaklaşan vapurda biraz daha heycanlanıyorum. içindekilere özenle tek tek bakıyor! ve her seferinde hayal kırıklığına uğruyorum. ama yılmıyorum. beklemeye devam ediyorum. çünkü elbet geleceksin bir gün. elbet inadına yenik düşecek, döneceksin bir gün. ve o gün seni bekliyor olacağım. tüm benliğimle! sadece sana ait… yıllar geçiyor ama ben hiç yılmıyorum! her ada vapurunun iskeleye yaklaşmasını ilk günkü kadar heycanla bekliyorum. vapurda tanıdıklarım oldu hiç tanışmadığım. büyüyen bir çocuğu gördüm, genç delikanlı oluşunu. yanında değişen yüzleri gördüm. ama ben yılmadım. benim yanımda değişen bir yüz olamazdı! senin yanında da olamazdı. emindim! ama nerdeydin?… artık o herşeyin üstü inadım kırılıyordu. yeniliyordum sensiz gelen vapurlara. bir gün yetti artık! dedim. sen gelmiyorsan ben geliyorum!  gidiyorum… buralar çok değişmiş. böyle değildi daha güzeldi. sen yanımdayken aşk kokardı buralar. buralar senle güzeldi. evini buluyorum ama yoksun. taşınalı 10-15 yıl oldu diyorlar. sahi o kadar yıl geçti mi? neyse ki adresini veriyorlar. çok uzağa gitmemişsin. zaten kopamazdın bir türlü buralardan. demekki değişmemişsin hala. ama bu düşüncem fazla sürmüyor. kapıyı açan o bebek yüzlü kızın senin canından bi parçan olduğunu hemen anlıyorum. bi anda rengim soluyor ama yaşlılığımı bahane ederek geçiştirebiliyorum. seni soruyorum? kimsiniz diyor genç. ne diyebilirim ki bu soruya? bu sorunun cevabı yoktu içimde. neyse geveliyorum birşeyler içeri alıyor sağolsun. benim gibi bi ihtiyardan ne zarar gelsin ki? diye düşünüyor muhtemelen. sana benziyor. nerdeyse senle ilk tanıştığımız yaşlarda. demek o kadar yıl geçmiş üstünden… bahçeye çıktığın anda nutkum kesiliyor. bunca yıl seni bekleyen bu kalp, askıya alınmış! bu kalp bir anda hiç olmadığı kadar hızlı çarpıyordu. göz göze gelişimiz zaten bir süre konuşamayacağımızın garantisiydi. yıllanmış şaraptın… oturduk bir süre sessiz sedasız. kalp atışlarımı kontrol edemediğimden konuşmuyordum! zaten o sessizlikte sensiz geçen tüm ömrümü sana o anlatıyordu. ağzımdan çıkacaklar bu kadar net olamazdı! ondan susuyordum. sende dinliyordun. hiç değişmemiş o sıcak gülümsemenle. yine inada binmiştik sanki sessizliği bozmamak adına. ki hamlemi yaptım. ama susturdun! artık çok geç dercesine… genç bayanın getirip götürdüğü kahvelerin ve bize bakıp n’oluyor? bakışından başka bir şey olmadı saatler boyunca. oturup yad ettik sadece geçen zamanı sessiz bakışmalarımızla. güzeldi… artık ayrılık vakti gelmişti. bir daha görüşmeyecek olduğumuzun bilincinde vedamızı ettik birbirimize. genç bayana herşey için teşekkür ederken artık tutamaz hale gelmiştim içimdeki gözyaşlarını… yine aynı yerdeyim, her zamanki gibi içkim sigaram. bu sefer geleceğinden değil. gelmeyeceğinden bu bekleyişim…
                                                                                                                                  incubus…